Bu çalışmada, ilköğretim Türkiye ve İngiltere’de öğrenim gören son dönem sınıf öğretmeni adaylarının matematiğe karşı olan tutumları incelenmiştir. Çalışmada, önce öğretmen eğitiminde tutumun öneminden bahsedilmiş, sonra aday öğretmenlerin sahip olduğu tutumlar Likert tipinde geliştirilen bir ölçek ve yarı yapılandırılmış görüşme ile tespit edilmiş ve konu karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Temel bulgu, öğretmen eğitimi kurslarının aday öğretmenlerin tutumları üzerinde büyük bir etkisinin olduğu tespitinin yanında iki ülke öğrencilerinin de bir çok bakımdan farklı görüşlere sahip olduğudur.
GİRİŞ
Eğitimin bütün alanlarında olduğu gibi, öğretmen eğitiminde de duyuşsal (affective) değişkenler (tutumlar, inanışlar, duygular, hisler, ilgiler, beklentiler, motivasyon v.b) önemli bir rol oynamaktadır. Günümüzde, eğitimde herhangi bir alan veya öğrenmeye karşı pozitif bir tutum geliştirmenin en az o alanı veya bilgiyi öğretmek ve başarmak kadar önemli olduğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda, duyuşsal değişkenler ile matematiği öğrenme ve öğretme de bir çok bakımdan yakın bir ilişki içindedir. Mesela, matematik hakkında olumlu tutuma sahip olanların, olumsuz tutuma sahip olanlardan daha fazla başarılı olacağı gibi ortak bir kanaat vardır. Tersine, matematikte daha başarılı olanların da olmayanlara göre matematikten daha fazla hoşlanabilecekleri düşünülmektedir. Dahası, Reyes’e (1984) göre duyuşsal değişkenler bir bireyin eğitim hayatında ne kadar matematiğe yer vereceğini ve çalışacağı (öğreneceği) matematiğin içeriğine nasıl yaklaşacağını belirlemektedir. Eğitimciler, öğrencilerin matematiği iyi bir şekilde öğrenmelerini istemenin yanında, onların matematiği severek, isteyerek yapmalarını, gerekliliğine inanmalarını ve doğasını anlamalarını da istemektedir. Reyes (1984) matematik eğitiminde duyuşsal alan değişkenlerini çalışmamızın iki temel nedenini “öğrencilerin matematiği daha iyi öğrenebilmelerini sağlamada daha iyi yollar bulabilme” ve “başarı düzeyi ne olursa olsun olumlu tutumun eğitimin önemli bir çıktı olması” olarak belirtmektedir.
Günümüzde bir çok eğitim araştırması duyuşsal faktörleri konu almış özellikle de eğitimde olumlu tutum geliştirmeye dikkatleri çekmiştir. Araştırmalarda özel bir ilgi ilkokul öğretmenlerinin öğrenciler üzerinde oluşturabilecekleri olumsuz tutum üzerine yoğunlaşmıştır. Bunun da daha çok öğretmen eğitimi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Battista (1986) konu ile ilgili olarak “öğretmen eğitimi sırasında adaylarının edindikleri olumsuz tutumların hem kendi matematik öğrenmelerini hem de daha sonra matematiği öğretmedeki etkin yöntemler kullanabilmelerini sınırlamaktadır” görüşünü ileri sürmektedir. Dahası, bu olumsuz tutumların öğrencilere transferinin söz konusu olduğu gerçeğinin yanında (Larson, 1983) öğrencilerin başarılarını da olumsuz etkileyebileceği belirtilmektedir (Schofield, 1982). Bunun yanında öğretmenlerin matematik ve matematiği öğretmeye ilişkin bazı inanışlarının bulunduğu ve bunun sınıf ortamını nasıl etkilediğinin araştırılması gerektiği gerçeği de vardır. Bazı araştırmalar, olumlu öğretmen tutumlarının öğrencilerin olumlu tutum oluşturmalarına da pozitif yönde etki ettiğini rapor etmektedir (Aiken, 1976; Brown ve Baird, 1993).
Matematik eğitimcilerinin genel bir kanaati olarak, matematik programlarının yeterli bir şekilde sunulabilmesi için ilköğretim matematik öğretmenlerinde olumlu tutum ve inanışların (duyuşsal değişkenlerin) geliştirilmesi gerekmektedir (örneğin, NCTM, 1989; HMI, 1987, 1988, 1991; DES, 1989; NCC, 1991 v.b). Şayet, eğitimin bir amacıda ilköğretim öğretmenlerinin matematiği yeterli şekilde öğretebilmesi ise, öğretmen eğitiminin öğretmen tutumlarını olumlu hale getirecek ve geliştirecek bir şekilde dizayn edilmesi ve işlemesi (oluşturması) gerekmektedir. Dolayısı ile, olumlu tutum geliştirme kesinlikle öğretmen eğitiminin hem alan bilgisi hem de metodoloji derslerinde bir amaç olmalıdır. Bir başka deyişle, matematik için tutum geliştirme öğretmen eğitiminin tüm aşamalarında önemli bir özelliktir. Böylece, öğretmen eğitimi veren kurumlarda potansiyel tutum değişiminin araştırılması bir gereklilik olmaktadır.
Kuşkusuz, öğretmen eğitiminin tabiatı ve kalitesi dünyadaki tüm ülkelerde önemli bir tartışma, analiz ve ilgi konusudur. Şu anda ilköğretime matematik alanında İngiltere de iki farklı (3 veya 4 yıllık lisans seviyesinde Bachelor Of Education (B.Ed) ve 3 yıllık farklı bir alan eğitimini takip eden 1 yıllık Postgraduate Certificate of Education (PGCE)) ve Türkiye de tek sisteme dayalı 4 yıllık lisans programları ile öğretmen yetiştirmektedir. Bu çalışmanın genel amacı, iki farklı ülkedeki aday ilköğretim sınıf öğretmenlerinin matematiğe bakış açılarını ortaya koymak ve varsa farklılıkları tespit etmektir.
Çalışma nicel (likert tipi tutum ölçeği) ve nitel (görüşme) verinin sistematik olarak toplanması ile yapılmıştır.
Böylece çalışmanın cevap arayacağı temel araştırma sorusu; programa başlayan aday öğretmenlerin temelde matematik ve matematiği öğretmeye ilişkin sahip oldukları tutumları tespit etmek ve açıklamaktır.
LİTERATÜR
Tutum kavramının tanımı çalışılan alan ve deneğe göre değişmesine rağmen, genelde bir kimsenin ele alınan bir nesneye, bir duruma veya olaya karşı olan olumlu veya olumsuz tavrı olarak kabul edilir.
Moreira’ya (1991) göre tutum alanın da yapılan çalışmaların zorluklarından bir tanesi de tutumun ortak bir tanımının yapılamaması ve yapılan tanımların hiç birinin ret edilememesidir. Aiken’da (1970) matematik eğitimi için yapılacak bir tanımın çok genel olacağını ve bunun yerine araştırmacıların kullandıkları ölçüm metoduna göre kendi amaçlarına uygun tanımı kendilerinin yapmalarının daha uygun olacağını söyler.
Daha özel bir alan olarak aday öğretmelerin tutumları ile uğraşırken sadece matematiğe karşı olan tutumları değil bu konunun öğrenilmesi ve öğretilmesi ile ilgili olanları da göz önüne almak zorundayız. Bu amaca uygun ve hatta daha kapsamlı bir tutum ve davranışın tanımını Petty ve Cacioppo (1986) şöyle yapmışlardır:
“Tutum ve davranış kişilerin kendisi, başkaları, veya başka nesneler, olaylar veya sorunlar hakkındaki genel değerlendirmeleridir. Bu genel değerlendirmeler bir çok bilişsel (cognitive), duyuşsal (affective) ve davranışsal (behaviour) temellere dayanır ve bunlarda ki gelişim, değişim ve oluşumları etkiler”.
Aday öğretmenlerin tutumlarını çalışmanın en önemli nedenlerinden bir tanesi de öğretmenlerin profesyonel hayata atılmadan önce sahip oldukları tutumları tespit ederek gelecekteki öğretmenlik hayatında matematiği nasıl öğreteceğinin ip uçlarını bulmak ve potansiyel problemleri zamanında tespit ederek giderilmesini sağlamaktır.
Stoessiger ve Ernest (1992), İngiltere’de öğretme yeterlilikleri ile ilgili yaptıkları çalışmada, öğretmen adaylarının %68’inin kendilerini matematiği öğretmede yeterli gördüklerini tespit etmişlerdir. Araştırmacıların vurguladıkları önemli nokta ise adayların neredeyse üçte birinin kendisini matematiği öğretmede yeterli görmediklerini belirtmeleridir.
Bazı çalışmalar (Carpenter ve Lubinski, 1990; Brown ve Baird, 1993) öğretmenlerin bir konu ve onun öğretilmesi ile ilgili sahip oldukları tutumların o konuyu öğretirken seçtikleri yöntem ve teknikleri etkilediğini dolayısı ile bununda öğrenci tutumu üzerinde etkili olduğunu saptamıştır. Özellikle bayan öğretmenlerin kız öğrencileri daha fazla etkileyebileceği yönünde bazı bulgulara ulaşılmıştır (Kelly ve Tomhave, 1985; Relich ve Way, 1993). Yine bazı araştırma sonuçları aday öğretmenlerin çoğunluğunun matematiğe karşı olumsuz tutuma sahip olduklarını göstermektedir (Kelly and Tomhave, 1985 gibi).
Önemli bir etmende, öğrenci olarak aday öğretmenlerin matematik hakkındaki bilgilerinin, bu disiplin hakkındaki tutum ve inanışların oluşmasında etkili olmasıdır. Yani, aday öğretmenlerin bir öğrenci olarak matematik hakkında oluşturdukları bilgiler onların duyuşsal alanına yön vermektedir. Bununla bağlantılı olarak, yine aday öğretmenlerin öğretmen eğitimini yetersiz deneyim ve sınırlı matematik bilgisi ile bitirdikleri yönünde de yaygın bir kanaat oluşmaktadır (Carre ve Ernest, 1993).
Öğretmenlerin öğretme ve öğrenme konusunda da kapalı bazı inanışlara sahip oldukları bunun da planlamadan sınıfta karar vermeye kadar bir çok olguyu etkilediği belirtilmektedir. Grossman ve arkadaşları (1989) öğretmenlerin öğrenme ve öğretme konusundaki inanışlarının onların öğretme konusundaki düşünceleri ile kendi deneyimleri ve sınıfta kendilerini nasıl algıladıklarından oluştuğunu belirtmektedirler. Bu araştırmacılar matematiğe ilişkin iki farklı inanış üzerinde durmuşlardır. Birincisi, öğretilen konunun tabiatı ikincisi ise konu alanına bakış açısıdır. Bu da öğretmenlerin öğretmek için hangi konuyu seçeceklerini, öğretmedeki amaçlarını, aktivitelerini ve değerlendirmelerini etkilemektedir. Araştırmacılar aday öğretmenlerin konu alanı ile ilgili sahip oldukları inanışların en az öğrenme ve öğretme de sahip oldukları kadar güçlü ve etkili olduğunu da belirtmişlerdir.
Bunların yanında, öğretmen eğitimi sırasında adayların tutum ve inanışlarında önemli değişikliklerin ve gelişmelerin olduğu da bir gerçektir (Bramald ve ark., 1993 ve 1995). Yapılan bir çalışmada (Relich ve Way, 1993), programa başlayan öğrencilerin başta neredeyse yarısının matematiğe karşı olumsuz tutuma sahip oldukları, program sırasında önemli olumlu değişmelerin gerçekleştiğini ancak, buna rağmen, başta çok olumsuz tutuma sahip olanlarda programın sonunda da herhangi bir olumlu gelişmenin olmadığı da görülmüştür. Başka çalışmalarda ise aday öğretmenlerin tutumlarının sabit ve değişime kapalı oldukları ileri sürülmüştür (Kagan, 1992). Benzer şekilde, Bramald ve ark. (1995) aday öğretmenler üzerinde yaptıkları çalışmalarda öğretme konusundaki düşünceleri ile kişisel değerler ve inanışlarının öğretmen eğitimi sırasında neredeyse hiç değişmediğini sınıflardaki deneyimlerin etkisinin de çok az olduğunu rapor etmişlerdir. Zeicher ve arkadaşları da (1987) öğretmen eğitimi sırasında aday öğretmenlerin tutumlarının değişmekten çok düzenlendiğini belirtmektedir. Knowles (1992) ise öğretmen eğitimini tutumlar üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını sorgulamaktadır.
Battista (1986) da farklı bir yaklaşımla öğretmen eğitimi kurslarının tamamen etkili olabilmesi için ilköğretim öğretmenlerine matematiğin yeterince öğretilmesinin gerekliliği üzerinde durmaktadır.
Anlaşılan odur ki öğretmenlerin matematiğe karşı olan tutumları matematiği öğretmede önemli ve kritik bir etkiye sahiptir. Öyle ise öğretmen adaylarının programa başlarken sahip oldukları tutumları bilinmeli ve gerekli önlemler alınarak öğretmen eğitimi sırasında olumlu bir şekilde oluşturulmalı ve değiştirilmelidir. Böylece, öğretmen eğitimi programlarından, adaylara yeterli alan bilgisini sağlamanın yanında tutumlarını geliştireceği beklentisi oluşmaktadır. Dahası, programların adayların yeterli ve donanımlı olarak kendilerini hissetmelerini sağlayacak ortamı oluşturacak iklime sahip olmaları istenmektedir.
METOT
Eğitim araştırmalarında sağlıklı olarak tutum ölçmenin zorluğu bilinen bir gerçekliktir. Bunun için araştırmacılar bir çok teknik geliştirmişlerdir. Bu tekniklerden bir tanesi de Likert (1932) tarafından geliştirilen ve hazırlanması, uygulanması ve cevaplanması daha kolay olan tutum ölçeğidir. Bu ölçekte konuya bağlı olarak oluşturulan maddelere beşli (veya yedili) bir sıralama üzerinden cevap verilmektedir. Toplam puan deneğin o konuya ilişkin tutumu olarak kabul edilmektedir. Bu tekniğe uygun olarak bazı araştırmacılar tarafından kendi amaçlarına uygun olarak geliştirilmiş ve kullanılmış tutum ölçekleri vardır (örneğin, Aiken, 1970; Fennema ve Sherman, 1977 v.b.).
Öğretmen eğitimi alanında tutum ile ilgili yapılan çalışmalarda öğretmenlerin matematiğe karşı olan tutumlarını ölçmek için bir çok ölçek geliştirilmesine rağmen, özel olarak aday öğretmenlerin eğitimleri sırasındaki tutum ve davranışları ve bunlarda ki değişmeleri ölçeni yok denecek kadar azdır (Moreira, 1991; Relich ve Way, 1993). Ayrıca, günümüzde tutum ve davranış ölçümünün çok yönlü ve kapsamlı olduğu ve değişik ölçme tekniklerinin kullanılması gerektiği de özellikle vurgulanmaktadır (Leder, 1992). Böylece, tutum alanında yapılan çalışmalarda sağlıklı veri toplamak için birden fazla yöntem veya yöntemler uygulanması gerekmektedir. Bu çalışma da bu amaca ulaşmak için farklı iki (anket ve mülakat) yöntem kullanılmıştır.
Anket birincil ve temel veri toplama yöntemidir. Bu sebeple çalışmaya özel anketin hazırlanması bu çalışmanın en önemli basamaklarından birini teşkil etmiştir. Bu çalışma için kullanılan ölçek, araştırmacı tarafından özel olarak geliştirilen dörtlü (kesinlikle aynı fikirdeyim, aynı fikirdeyim, aynı fikirde değilim, kesinlikle aynı fikirde değilim) Likert tipinde oluşturulmuş otuz maddeden oluşmaktadır. İlgili alanda daha önce ortaya konan çalışmalar tarandıktan sonra uygun olan soru tipleri uyarlanmış ayrıca gerekli olan yenileri oluşturularak anketin pilot çalışması oluşturulmuştur. Geliştirme aşamasında madde yazımı, pilot uygulamalar, faktör analizi, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları gibi ölçek geliştirmedeki tüm aşamalar sırası ile takip edilmiştir (Doğan, 1999). Daha sonra sorular bu alanda veri toplamada en yaygın olarak kullanılan soru tipi olan ‘Likert Scale’ formuna dönüştürülmüştür. Yapılan ön uygulamalar ve uzman görüşleri doğrultusunda ölçekteki seçenek sayısı dörde indirilmiş ve amaca uygun olan 30 soru ankette kullanılmıştır. Bu maddelerden beşi matematiğin doğası, yedisi matematiği öğretme, beşi matematik öğretmeni, dördü matematiği sevme (hoşlanma) ve üç tanesi matematiği anlama (öğrenme) ile ilgilidir. Ancak maddeler kategorik değil ölçekte rasgele (random) yer alacak şekilde ayrıca on beş tanesi olumlu on beş tanesi ise olumsuz sıralanmıştır. Tutum için toplam puan hesaplanmamış ancak adayların her bir maddeye verdikleri cevaplar ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Ölçeğin orijinali İngilizce olarak geliştirilmiştir. İngilizce olarak hazırlanan ölçek doğrudan İngiliz aday öğretmenlere Türkçe tercümesi ve uyarlaması ise Türkiye’de iki farklı üniversitede okuyan Türk adaylara uygulanmıştır. Bu çalışmada bahsedilen kısım için toplam örneklem sayısı 86 dır (nİng=38, nTürk=48). Daha sonra, ankete cevap veren öğrencilerden bazılarına yarı yapılandırılmış (Tomlinson, 1989) bir görüşme yapılmış ve çözümlemeleri sonuçları yorumlamak için kullanılmıştır.
Toplanan veriler bilgisayar ortamında analiz edilmiştir. Uygulanan anketin güvenirliği Cronbach alfa katsayısı () kullanılarak ölçülmüştür. Bulunan değerleri (0.76) bu tipteki çalışmalar için yeterli kabul edilen (0.50) (Nunnally, 1978) değerleri sağlamaktadır. Farklı kurslara uygulanan anket sorularının analizinde vardamsal (t-test) istatistik yöntemi kullanılmıştır. t-test ile öne sürülen hipotez test edilmiş ve ortalamalar, standart sapmalar ve t değerleri ve anlamlılık düzeyleri tablo halinde verilmiştir.