Reklamlar
En Cazip Avantajlarla Cep Telefonları 

Gönderen Konu: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi  (Okunma sayısı 321 defa)

Çevrimdışı salihaaa

  • Emekli Moderator
  • Harbi ibukampuslü
  • *****
  • İleti: 1783
  • Site Puanı: 102
  • fen
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« : 22 Eylül 2009, 00:43:41 »
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


« Son Düzenleme: 22 Eylül 2009, 01:13:06 Gönderen: admin »

Çevrimdışı salihaaa

  • Emekli Moderator
  • Harbi ibukampuslü
  • *****
  • İleti: 1783
  • Site Puanı: 102
  • fen
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« Yanıtla #1 : 22 Eylül 2009, 00:43:57 »
Gençliğe Hitabe Sözlüğü

ahval: Haller, durumlar
bedhah: kötülüğünü isteyen
bilfiil: fiilen, fiilî olarak
bîtap: bitkin, güçsüz
cebren: zorla, zor kullanarak
dahilî: iç, içeriyle ilgili
dalâlet: doğru yoldan sapma,sapıtma
elîm: acıklı
fakr ü zaruret: fakirlik ve ihtiyaç
gaflet:olan bitenin farkında olmama
haricî: dış,dışarıyla ilgili
ilelebet: sonsuza kadar
istikbal:gelecek
mahrum etmek: yoksun bırakmak
mevcudiyet: varlık
mümessil: temsilci
müstevli: istilâcı, memleketi işgal edenler
nâmüsait: elverişsiz, uygun olmayan
şerâit: şartlar
tevhit: bir, birleştirme
tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak
vahîm: korkunç
yegâne: biricik

Çevrimdışı salihaaa

  • Emekli Moderator
  • Harbi ibukampuslü
  • *****
  • İleti: 1783
  • Site Puanı: 102
  • fen
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« Yanıtla #2 : 22 Eylül 2009, 00:44:27 »
Gençliğe Hitabe’nin Anlamı


Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe” adıyla bilinen konuşması, Nutuk adlı ünlü tarihî büyük eserinin sonunda yer alır. Yani, 15 Ekim’den 20 Ekim 1927’ye kadar süren konuşmasının son paragrafı veya sonuç bölümüdür. Gençliğe Hitabe, belki okullarda, resmî dairelerde müs-takil olarak çerçevelenip duvarlara asıldığı için, Nutuk’tan ayrı bir metin gibi değerlendirilmekte veya öyle zannedil-mektedir.

Gençliğe Hitabe, müstakil bir metin olarak değerlen-dirildiğinde de kendi içinde mutlaka önemli bir anlam ifade etmektedir. Ancak, onun anlamını ve taşıdığı değeri daha iyi anlayabilmek için, Nutuk’un bütünlüğü içinde düşünmek ge-rekir. Çünkü, Gençliğe Hitabe bir sonuçtur.

Gençliğe Hitabe, Nutuk’un “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” başlığını taşıyan bölümünde yer almaktadır. Bu bölümde Hitabe’den önce Nutuk’u özetleyen şu cümleler bulunmaktadır:



“Muhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları be-lirtebilmiş isem, kendimi bahtiyar sayacağım.

Efendiler, bu beyanatımla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vata-nın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”[12]



Bu cümlelerden sonra, “Ey Türk gençliği!” diye başlayan Hitabe başlar.

Atatürk’ün “fikir babam” dediği Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin fikir teorisini ve uygulama plânlarını ortaya koyduğu ünlü eseri Türkçülüğün Esasları’nı (1923) şöyle bitiriyordu:



“Ey bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması, asırlardan beri seni bekliyor.”



Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de, “millî hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni Türk Devletini” nasıl kurduğunu anlattığı eserini (Nutuk), şöyle bitiriyor:



“Bu neticeyi (sonucu), Türk gençliğine emanet ediyorum.”



Ziya Gökalp, Türk gençliğini göreve çağırıyordu. Atatürk ise Türk gençliğini, kurmayı başardığı millî ve çağ-daş Türk Devletini, “ilelebed muhafaza ve müdafaa”ya, ya-ni elde edilen sonucu “korumaya” çağırmaktadır[13].

Atatürk’ün Türk gençliğine korunması için emanet ettiği “netice” (sonuç), “Türk istiklâli” ve “Türk Cumhu-riyeti”dir. Gençliğe Hitabe, “Türk istiklâli” ve “Türk Cum-huriyeti” kavramları üzerine kurulmuş bir metindir. Atatürk, ısrarla bu iki kavram üzerinde durarak bu iki kavramın “mu-hafaza” ve “müdafaa” edilmesini istemektedir. Çünkü, bu iki kavram, “asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarat-tığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.” Yani kolayca elde edilmemiştir. İstiklâl Savaşı da bu kavramlar veya değerler için yapılmıştır. Zaten Nutuk, baştan sona, bunlara nasıl ulaşıldığını, İstiklâl ve Cumhuriyet’in nasıl elde edildiğini anlatmaktadır.

“Türk istiklâli” ve “Türk Cumhuriyeti”, Türk mille-tinin dolayısıyla Türk gençliğinin var olma ve var kalma se-bebidir. Bu kavram veya değerler olmadan Türk milletinin yaşaması, dünya üzerinde böyle bir milletin bulunması müm-kün değildir. Atatürk’ün, Türk gençliğinden “ilelebed” (dün-ya durdukça-ebediyen-sonsuza kadar) korumasını ve gerektiğinde de savunmasını istemesinin sebep ve gerekçesi budur.

“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli bu-dur.” cümlesi, onun gerekçesini belirtir. Bu cümledeki “yegâne temel” ifadesi, ısrarın önemini anlatır. Çünkü Türk milletinin var olması ve var kalması, yani sonsuza kadar yaşaması için başka bir yol, başka bir seçenek yoktur.

Burada hemen aklımıza bir soru gelmektedir veya gelmelidir. “Bir milletin istiklâli, dolayısıyla da istikbali nasıl korunur, korunabilir?” Korunacak olan istiklâl, milletin özel olarak da Türk milletinindir. Milletin istiklâlinin korun-ması, İstiklâl Savaşı’nda olduğu gibi, her zaman silahlı savunma ile olmaz. Savunma son çaredir. Savunma mecburiye-ti olmadan önce, korunma- muhafaza söz konusudur. Burada önce muhafazası söz konusu olan varlık, Türk mille-tidir. Millet, bir kültür birliğidir. Dünya insanlığını milletler topluluğu haline getiren ve öyle yaşatan özel kültürleridir. İnsanları millet dediğimiz sosyolojik topluluk haline getiren, “millî kültür”leridir. O halde, millet varlığını korumanın en tabiî yolu, millî kültürü korumak ve yaşatmaktır.

İşte bu sebep ve gerekçeden dolayı Atatürk, millî kültürcüdür. 1933’te Cumhuriyet’in onuncu kuruluş yılında yaptığı konuşmada, özel adıyla “Onuncu Yıl Nutku”nda, kurup bize emanet bıraktığı Cumhuriyetten, “temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti” diye bahseder.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.”

“Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direği olarak kabul ediyoruz”

“Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üs-tüne çıkaracağız.”

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuv-vetli olur.”

vb sözleri, Atatürk’ün Türk istiklâlinin ve Türk Cumhuriyeti’nin korunması için gösterdiği yoldur. Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni emanet ettiği Türk gençliği, emaneti korumak veya koruyabilmek için millî kültür unsurları ile donatılmış, millî şuur sahibi olarak yetişmeli, yetiştirilme-lidir.

Atatürk, çağdaş medeniyetin ortak insanlık değerlerine sahip olunmasını istemekle beraber, kozmopolit veya millî kültür ve değerleri hor gören veya reddeden bir hümanist değildir. O, dünya görüşünü, Türk milleti varlığına göre şekillendirmiş bir Türk milliyetçisidir. Nutuk’ta, “Biz her vasıtadan ancak ve yalnız bir tek temel görüşe dayanarak yararlanırız. O görüş şudur: Türk milletini medenî dünyada, lâyık olduğu mevkie yükseltmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha çok güçlendirmek...” deyişi bunun ifadesidir. Yani Atatürk, her şeyi Türk milleti açısından ve Türk milletine göre değerlendirir. Çünkü ona göre, “Esas olan, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.”

Üzerinde durduğumuz Gençliğe Hitabe’de de görüldüğü gibi, hedef kitle “Türk gençliği”dir. Bu Atatürk’ün fikir sistemindeki “cemiyet birimi” tercihidir. Öyle olmasaydı, “ey dünya geçliği” veya “ey işçi gençliği” veya “ey İslâm gençliği” vs. gibi bir hitap kullanırdı. İşte bundan dolayı, Atatürk, Türk milliyetçisidir. Büyük Türk Milliyetçisi fikir adamımız Ziya Gökalp'’n ifadesiyle de, "Türk milliyetçili-ğinin en büyük adamıdır.” Çünkü, yine Z.Gökalp’a göre, Türkiye Cumhuriyetini kurmakla, “Türk milliyetçiliğine res-miyet kazandırıp onu fiilen tatbik” etmiştir.

Atatürk milliyetçiliği şöyle anlar ve tarif eder: “Türk milliyetçiliği, bütün muasır milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimaî heyetinin hususi seciyesini ve başlı-başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmayı esas sayar;” bu itibarla millî olmayan cereyanların memlekete girmesini ve yayılmasını istemez.”[14]

Bu tarifte de dikkat edilirse, Türk sosyal yapısını koruma, esas alınmıştır.

Atatürk, Türk İstiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni emanet ettiği ve sonsuza kadar korumayı birinci görev olarak verdiği Türk gençlerinin nasıl yetiştirilmesi gerektiği konusunu da çok açık belirtmiştir:

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine ve millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Dünyanın milletler arası durumuna göre, böyle bir mücadelenin gerektirdiği ruhî unsurlarla donatılmayan fertlere ve bu mahiyette fertlerden meydana gelen toplumlara hayat ve istiklâl hakkı yoktur.”[15]



Birinci vazife olarak, “Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni ilelebed muhafaza ve müdafaa” sorumluluğu yüklenen gençliğin bunu yerine getirebilmesi için, Türk olmaktan gurur duyan, Türk kültürüne sahip çıkan kısaca, Türk millî şuuruna sahip bir gençlik olması gerekir. Atatürk’ün istediği gençlik, millî kimlik ve millî duygulardan soyunmuş, kendisini dünyalı (!) hisseden kozmopolit bir gençlik değildir. Sözün tam anlamı ile “Türk’ün gençliği”dir.

Atatürk, “Türk istiklâli” ile birlikte (aynı değerde olmak üzere) “Türk Cumhuriyeti”nin de, Türk milletinin ve gençliğinin varlık sebebi olarak korunmasını ve savunmasını istiyor. Çünkü, “Cumhuriyet, ‘millî irade’ye dayanan rejimdir. Atatürk, İstiklâl Savaşını millî iradeye dayanmak suretiyle kazanmış ve ona tam şekil vermek için ‘Cumhuriyet’ rejimini kabul etmiştir. Padişahlık ile Cumhuriyet arasındaki fark, birincisinin ‘ferdî irade’ye, ikincisinin (Cumhuriyet’in) ise, ‘millî irade’ye dayanmasıdır. Buna göre Atatürk, ‘milletin mevcudiyeti’ için istiklâl ile beraber Cumhuriyetin de zarurî olduğuna inanıyor.”[16]

Türk milletinin ve gençliğin “mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli” olan “Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti”, her zaman iç ve dış tehlikelere açıktır. “Hazine”nin her zaman hırsızın veya düşmanın ilgisini çektiği gibi, Türk milleti ve onun üzerinde yaşadığı vatan coğrafyası, düşmanların daha doğrusu sömürgeci-emperyalistlerin ilgisini çekecektir. Tarihte olduğu gibi bundan sonra, gelecekte de Türk milletinin kötülüğünü isteyenler, memleketi işgal ve istilâ etmek isteyenler olacaktır; olması mümkündür.

Eğer, “günün birinde, Türk istiklâl ve Cumhuriyeti herhangi bir sebeple tehlikeye düşerse, onu savunmak için, uygun imkân ve şart bekleme; derhal vazifeye atıl” diyen Atatürk, bundan sonra, karşılaşılabilecek tehlikeleri canlı bir şekilde sıralıyor:

a) İstiklâl ve Cumhuriyet’e kastedecek düşmanlar, dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabi-lirler. (Birinci Dünya Savaşı’nda böyle olmuştu)

b) Zorla veya çeşitli oyunlarla, vatanımızın bütün stratejik yerleri zaptedilebilir; orduları dağıtılıp memleketin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. (İstiklâl Savaşı öncesi böyle bir durumla karşılaşmıştık.)

c) Bütün bunlardan daha kötü ve tehlikeli olarak, ül-keyi idare edenler, gaflet, dalâlet ve hattâ hıyanet içinde olabilirler. Ayrıca bu idareciler, şahsi çıkarları için düşman-la işbirliği yapabilirler.

d) Memleket işgal edilir, idareciler düşmanla işbirliği yaparken, millet, bu olanlardan dolayı perişan ve yorgun-bitkin olabilir. Yani olanlara karşı bir şey yapacak durumda olmayabilir.

Atatürk, memleketin, İstiklâl ve Cumhuriyet’in karşılaşabileceği ihtimalleri açık seçik sıralıyor. Bu sıraladıkları içinde, memleketi yönetenlerin gaflet ve dalâlet içinde bulunabileceklerini söylemekle beraber; aynı derecede hain ola-bileceklerine ihtimal vermiyor. Çünkü bu çok ağır bir ithamdır. Bunlar bizim içimizden çıkan, bizim yöneticilerimizdir. İşte bundan dolayı, “gaflet, dalâlet, hıyanet içinde bulunabilirler” demiyor. “Gaflet ve dalâlet” ten sonra “hattâ” edatını kullanıyor ve demek istiyor ki, “Biz yöneticilerimizin hain olacağını düşünmek istemeyiz, buna ihtimal de vermeyiz; ama yine de ihtimaller içinde en kötüsü olarak hatırlatmak gerekir.”

Atatürk, Gençliğe Hitabe’nin sonunda Türk gençliği-ne, “şartlar ne kadar kötü olursa olsun, var olmak ve var kalmak istiyorsan, verilen birinci vazifeyi yerine getirip, Türk istiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak, senin için tek çıkar yoldur” , diyor.

Nutuk ve dolayısıyla Gençliğe Hitabe, şu cümle ile bitiriliyor:

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Bu cümlede, millete güven duygusu vardır. Türk gençliğinin var olmak ve var kalmak için dayanacağı kuvvet kaynağının yine kendi varlığında bulunduğu ifade edilerek, millete ve gençliğe “kendine inanma ve güvenme duygusu” verilmektedir.

Çünkü Atatürk kendisi de, Millî Mücadele’ye böyle bir kuvvet kaynağından güç alarak başladığını şöyle anlatıyor:

“Ben 1919 Mayısında Samsun’a çıktığım gün, elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte bu millî kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.”[17]



“Ey Türk İstikbalinin evlâdı!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. “

Başka yerden kuvvet, destek, yardım arama; kuvvetin kaynağı kendine, milletine güvenmektir.

Çevrimdışı salihaaa

  • Emekli Moderator
  • Harbi ibukampuslü
  • *****
  • İleti: 1783
  • Site Puanı: 102
  • fen
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« Yanıtla #3 : 22 Eylül 2009, 00:44:45 »
Gençliğe Hitabe’nin Dili

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, dil ve üslûp yönün-den Türkçe’nin güzel örneklerinden birisidir. Gerek kelime seçimi, cümle ve paragraf yapısı bakımından gerekse kav-ramlar arasında bağlantı kurması bakımından dikkat çekici özellikleri vardır. İnsanda mensur şiir duygusu da uyandıran heyecanlı bir ses tonuna ve tesir gücüne sahiptir.

Hitaptan sonra gelen ilk cümlede, “istiklâl” ve “Cumhuri-yet” kelimeleri ile “muhafaza” ve “müdafaa” kelimeleri ifa-de ettikleri kavramlar bakımından tam bir mantık sırası ile kullanılmışlardır. Öncelik-sonralık açısından “İstiklâl”, rejim veya devlet şekli olan “cumhuriyet”ten önce geldiği gi-bi; “muhafaza” da “müdafaa”dan önce gelir.

Yine ilk cümlede, “Türk” kelimesinin iki defa tekrarı, hem kavramların önemine dikkat çekmekte hem de hitabetin tesir gücünü attırmaktadır. Muhafaza ve müdafaa kelimeleri de arka akaya kullanılarak anlam ve ses yönünden ifadeyi kuvvetlendirmektedir.

İstiklâl ve istikbal kelimelerinin ses ve kavram özelliklerinde de ustaca faydalanılmıştır.

Fakat bütün metin içinde, gerek ses özelliği gerek mantık ve anlam sırası yönünden en tesirli ifade, “gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet” kelimelerinin seçimidir. Burada Atatürk’ün dili kullanma ve hitabet gücü yakalanması zor bir örnektir. Gaflet, dalâlet, hıyanet kelimelerinin arka arkaya getirilmesi, işlenebilecek kötü fiiller arasında gittikçe artan bir derecelemeyi belirttiği gibi; bu kavramlara karşı anlatıl-mak istenen nefret duygusunu da kuvvetlendirmektedir. Bu ifadelerde dikkat çeken bir incelik de, “hıyanet”ten önce kullanılan “hattâ” edatıdır. Bu edatla Atatürk, hem “dalâlet” ile “hıyanet” kavramları arasındaki anlam uzaklığını, kötülük bakımından derece farkını belirtmekte hem de yöneticilere “hıyanet” sıfatını yakıştıramadığını belirtmektedir. Kavramları “hattâ”sız sıralasaydı, hıyanet sıradan normal bir durum gibi düşünülmüş olurdu. Halbuki bu şekliyle cümleye, “olmazya”, “Biz yöneticileri hain olacağını düşünmek istemeyiz, ama... yine de uzak bir ihtimal olarak göz önünde bulundurmak gerekir.” anlamları yüklenmiştir.

Metinde cümle içi ve sonlarında tekrarlanan sıfat fiil ekleri ve fiil çekimleri ile de ahenk sağlanarak anlama kuvvet kazandırılmıştır.

Cümleler, genellikle kısa ve kesin ifadelidir. Ancak gelecekte olma ihtimali belirten cümleler de anlatılmak istenen mesaja uygun kurulmuştur.

Gençliğe Hitabe, kelimelerin seçiminde olduğu gibi, cümlelerin sıralanışı ve paragraf düzeni bakımından da mükemmel bir metindir. İlk cümle, asıl fikrin veya paragraf mesajının tam olarak ortaya konulduğu “temel cümle”dir. Diğer cümleler, anlam yönüyle zincirleme olarak hep ilk cümleye bağlıdır. Ayrıca her cümle, kendisinden önceki cümleye bağlanmıştır. Bu bakımdan, cümlelerde hiçbir keli-menin yeri değiştirilemeyeceği gibi, cümlelerin yeri de de-ğiştirilemez.

Gençliğe Hitabede, bütün Nutuk’ta olduğu gibi, Millî edebiyat devrinin ortak dili kullanılmıştır.


Çevrimdışı admin

  • AİBÜ
  • Administrator
  • ibukampus Demirbaşı
  • *****
  • İleti: 5548
  • Site Puanı: 212
  • Fizik
    • aibü
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« Yanıtla #4 : 04 Şubat 2012, 05:14:27 »
Gençliğe Hitabenin de problem olduğu şu günlerde...


Sevgi ve Saygı ile...

Çevrimdışı kübiş

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 643
  • Site Puanı: 19
  • Fen ve Teknoloji Öğretmenliği
Ynt: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
« Yanıtla #5 : 05 Şubat 2012, 03:14:02 »
Ne kadar da güzel söylemiş. İyi uykular DEĞİL iyi akşamlar TÜRKİYE..
clklskz/ Sözlük